Çoğu kişinin kavgalı gürültülü ve sert çekişmeler içinde geçeceğini beklediği ve umduğu CHP kurultayı, CHP’li olmanın tüm olgunluğu ve kalitesi ile sonuçlanıp Deniz Baykal’ın tekrar genel başkanlığa seçilmesiyle son buldu.
Hiçbir gönül kırıcı ve hakarete yönelik söz ve tenkitlerin olmadığı, düzeyli insanların yapabileceği bir kurultay gibi…
İşte Atatürk CHP’si ve işte olgunluk buydu.
Gerek yazılı basında gerekse internet medyasında son bir yıl içinde CHP’ yi ve sayın Deniz Baykal’ı belki de en sert şekilde tenkit eden kişi ben oldum.
Benim annem 78 yaşında.. Bu sert yazılarımdan dolayı zaman zaman ağladı benim anam…
‘Rahmetli babanın partisiydi’ bu kadar sert yazma diye…
Durdum yazmadım. Mezarına gidip ‘seninkiler de tasla hamam aynı. Değişen bir şey yok, hala üretmiyorlar hala laf çok’ diye şikayet etmek istedim babama onun CHP’sini.. Gidemedim, yürümedi ayaklarım onu orada da üzmemek için.
Elbet ki biliyordum sert yazdım. Çünkü iyi bir Atatürk’çüyüm.
Ama bıraktığı ve bugünlerde ki CHP ise sanki onun CHP’si değildi. Kesimlerin partisi görünümüne girmiş, yol gösterici, öğretici ve çare üretici ‘Ata parti’ konumundan uzaklaşmış, kesim ve sınıf partisi görünümüne girmişti.
Parti benimdi… Yani halkın, yani 70 milyonluk Türkiye Cumhuriyetinin…
Onu benim gözümle gördüğüm konuma getirmeye o halde hiç kimsenin hakkı yoktu.
İşte o zaman yazardım. Ve yazdım da tabii ki.. En sert şekilde.
Deniz Baykal Türkiye de bugünkü tablo içinde CHP’ye genel başkan olabilecek ve CHP’yi tüm siyasi birikimi ve tecrübesiyle tekrar gerçek CHP konumuna getirebilecek tartışmasız tek lider.
Bugüne kadar bu vasıfları atıl kalmış olabilir, CHP’ye tarihindeki en büyük yenilgiyi yaşatmış tek genel başkanda olabilir.. Ama bu doğrudan Baykal’a kesilmesi gereken fatura ise hiç değildir…
Bir parti Genel merkez içindeki yönetim kadroları ve yurt içi teşkilatları ile var olan bir bütündür. Genel başkanlar mucize adamları olarak görülemez. Eğer öyle olmuş olsaydı, adlarına genel başkan değil, peygamber denirdi.
Bir partinin genel başkan altında ki kadroları çalışmaz ve geleceğin ifası yönünde parti olabilme sorumluluğu ile gerçek yönetici gibi hareket etmez, ARGE çalışmaları yapmaz, yurt içi parti teşkilatlarını halk ile iç içe olması için programlar sunmaz ve sunulan programları uygulamayan teşkilat yöneticilerini o görevlerden almayıp o makamlarda hala oturmasının devamını sağlar ise, elbet ki o parti de asla başarılı olamaz ve sonuçta da ortaya çıkan faturada o partinin genel başkanının cari hesabına kırmızı bakiye olarak siyasi borç yazılamaz.
İşte Deniz Baykal bu kurultaya kadar böyle bir durum ile karşı karşıyaydı. Elinin altındaki çalışmayan kadroların sonucu olarak…
Bende onlara‘genel merkez beyleri’ dedim.
Bunu halk diyordu… Yürekleri yandığı için.
CHP’nin bu kurultay sonrası şuna inanıyorum ki, sabaha karşı biten ve ortaya çıkan seçim sonuçlarında, ‘o sabah ışığı ile’ ülkeye yeni bir CHP ışığı yayılacaktır. Hala seçmenini küstürmeye devam etmez, sahip çıkmama tavrı içinden çıkar, ‘genel merkez beyleri ve sultanları’ elbisesini üzerlerinden atıp, halkın partisi, yani adı gibi ‘halk partisi’ olurlarsa…
AK Parti hükümeti başarılımıdır..? Hayır!..
CHP, ANAP, DYP, ve MHP’nin başarısız olmaları, yürekli olması gerekirken bir siyasetçi ve siyasi partinin yapması gerekenleri yapmadıkları için ve bugün o yapılmayanları halkın beklentisi olarak bir siyasi parti olma gerçek özelliği ile yapma cesaretini gerçekleştirdikleri için, CHP, ANAP, DYP ve MHP yüzünden AK Parti başarılıdır.
Hem de bir siyasetçinin ve siyasi partinin olması gerektiği yürekliliği ile…
Siyasi partiler ülke ve insanı için vardır. Türkiye’de ki siyasi parti ve yöneticileri ise, kendi ikballeri için var idi. 3 Kasım seçiminde halkın vurduğu tokat’ın nedeni de budur. Siyasi partiler halkı ve ülkeyi sırtlarına alıp refaha taşımak zorundayken, Türkiye de senelerdir siyasetçi ve siyasi partiler halkın sırtına binmeyi kendilerine meziyet ve ilke haline getirmiş, kendilerini hep taşıtmışlardır.
Biten CHP kurultayı ile tekrar genel başkan seçilen Deniz Baykal, kurultaya bunun farkında olarak girmiş ve blok liste ısrarını bunun için sürdürmüştür. Baykal’ın yapmış olduğu konuşma ve daha evvelki açıklamalarına dikkatli bakılırsa bazı şeyler daha net görülecektir.
Ne diyor Baykal hem kurultayda Ali Kırca', hem de daha evvelki bazı açıklamalarında ve kurultay öncesi yapmış olduğu konuşmalarında ; ‘CHP kavgaların partisi değildir/ CHP kendisini kavga zeminine itmek isteyenlerin partisi olmayacaktır/ Listeye sahip çıkın fire vermeyin, ne yaptığımı biliyorum..’
En önemlisi ise son cümlesidir.
Baykal her şeyin farkında.. Ve bu farkında olmayla seçimlere ‘blok liste’ ile girdi. Sahip olun o listeye. Oluşturacağım yeni yönetim Türkiye’yi kucaklayan aslı gibi gerçek ve özlenip istenen CHP olacaktır inancı ve basiretliliği ile.
Baykal tarafından Kemal Derviş’in parti meclisine dört arkadaşı Zeynep Damla Gürel, Ersin Arıoğlu, Gülsüm Bilgehan, ve Bihlun Tamaylıgil ile alınmış olması, CHP içinde yeni bir yol haritası ile takım çalışmasının başlayacağını göstermekte. Kemal Derviş’in Genel Başkan yardımcılığına getirilmesiyle, Deniz Baykal ve Kemal Derviş ikilisinin CHP de yepyeni bir vizyon oluşturacağı gerçeği de aşikar.
Öyle olmasını umuyor ve diliyorum. 78 yaşındaki annemin artık ağlamaması ve annem gibi olanların sayısının hızla düşmesi için…