|
Hani o aylar evvel gazete patronları arasında gazeteler arası savaş başladığında patronlarını savunmak adına birbirlerine demediklerini bırakmayan ve o sözde patronlarının savunan gözükenler vardı ya, hani o ‘meNşur’ adı gazeteci olan gırtlak mücadelecisikalemşörler, onların asıl savundukları o patronları değil, her ay ceplerine koymaya alıştıkları kalın döviz destesini oluşturan maaşları idi. Zaman zaman medyada bu tip patlayan karşılıklı söz dalaşı krizleri, patronlarını savunmaya çalışan o gazetelerde çalışan gazetecilerin sigortasını oluşturur. Fedakar aslan çocuklar diye… Kovulacaklarsa, böyle bir ihtimal varsa, tasarruf tedbirlerine gidilme ile işten çıkarma söz konusuysa, bu tip oluşan savaşlar ve savunma gazeteciliği yapmak, bu yaptırımın bir süre daha ertelenmesini oluşturur k, aylık hüüüüp edilen kalın döviz demetinden oluşan maaş ödemesinin devamını getirir. Patronlar babalarının oğullarımı? Değil! İşte o savaşlarda da aslında savundukları zaten patronları değildir. Asıl savundukları kendi gelecekleridir. Çünkü onlar köşe konducu’dur. Patronlarını ‘sözde’iyi savundukları taktirde karşılıklı başlatılmış olan savaş alevlenir, ‘kepazelik’ adına da olsa, ki ortaya çıkan patronlarının kepazeliğidir, onlar için fark etmez… Bu savaş okur sayısının artmasına ve tanınmalarına neden olur düşüncesi hakimdir.. Yani arzu edilen ‘traj’ ve akıllarda kalma tanınmışlığı onlara göre elde edilmişliktir. Ama ortaya bir kepazelik çıkıyor..? Olsun fark etmez! Kepazelikleri ortaya çıkan patronlarıdır, onları savunuyor gözükenlerin değil… İstanbul gazetecisi kurnazlarıdır bunlar..! Yani su kurnazları. Akıp gidici… Patronlarını savunuyor gözükürlerken, aslında çalışmış oldukları gazetenin ‘adının’ var oluşunu ve ‘kurum olarak’ muhafaza edilmesini sağlamaya çalışırlar. Onlar için tek bir ilke vardır. Savundukları kurum var olduğu sürece aylık almış oldukları o kalın desteli maaşların ödenmesini sağlamak. Diğer bir deyişle suyu akıtmak. Bunların çoğunun düşüncesinin ‘dibi’ budur. Yani, hortumcu, vurguncu, batakçı diye suçlanan gazete patronlarından bazılarını da işte bunlarda bu şekilde hortumlamaktadırlar. Onların değil.. Halk için oluşturulmuş dertlerin ameliyathaneleri olduğu halde, bir şeyler yazarlar ‘benim’ diye sahiplendikleri o köşelerinde. Ama ne yazık ki halkın dertlerine derman olmak için oluşturulmuş o ameliyathane olan köşelerde bırakın dertlere neşter vurup derman olmayı, sorunu dermansız bırakan yazılarıyla o sorunu ameliyathane olan köşelerindekiameliyat masasında ölü olarak kalmasına neden olmuşlardır. TELEKOM’un özelleştirilmesiyle ilgili satışı söz konusu olup gündeme geldiğinde biz HABEREVİ olarak 4 ay evvel ayağa fırlamış, TELEKOM’un sahip olduğu her şeyi özelleştirebilirsiniz ama bir şeyi asla özelleştiremezsiniz demiştik… T e l e f o n u !!! Hani ülkeyi seviyorlardı ya, hani bu ülke insanı için var olup onların hakları için uğraşıyor ve onlar için yazıyorlardı ya.. Tık’ları çıkmadı. Her biride yaptığımız haberden bilgi sahibiydi. Konuyla ilgili yapılan o manşet haberler ve köşelerimizde yazdığımız ilgili o yazılar kendilerine e-mail olarak yollandığı halde... Haberin büyüklüğünün farkındaydılar. Ama yazmadılar.. Çünkü biz internet medyasıydık. Yani patronları dahil hepsinin korkulu rüyası olan bir sektör medyası… Onlar için Alternatif tehlike olmaması adına büyüyüp gelişmemesi gereken… Onların düşüncesi şuydu; Bu haberi yapan bir internet medyası kuruluşunu ve o kuruluşun gazetecilerini işte haberin sahipleri diyerek yazarsak, onların daha çok okunurluluğunu sağlamış oluruz tereddüdü ile, zaten iğreti bir şekilde oturduklarına inandıkları koltuklarını kaybedebiliriz korkusunu taşıyorlardı. TELEKOM’un özelleştirilmesiyle ilgili yapmış olduğumuz o haberlerde özelleştirilmenin gerçekleşmesi ile ‘telefonda’ özelleşirse, ‘devletin kulağının’ laikliğin ve Cumhuriyet ilkelerinin karşıtı olanların eline geçeceğini, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay, MİT, Bakanlıklar ve Devletin tüm Genel Müdürlüklerini ve siyasi partilerini rahatlıkla dinleyip bir çok parasal menfaatler elde etmek için şantaj yollarına gidecekleri gibi, dinleme yoluyla önemli kurumların tüm girişimlerini tespit edeceklerinden yıkmaya çalıştıkları laiklik ve Cumhuriyetin temel taşlarını rahatlıkla oynatma gücünü elde edecek güçlerin ortaya çıkacağını belirtmiş,“Sayın Cumhurbaşkanım sayın Özkök Paşam” başlıklı yazıylaBACA köşemizde bu hususu bir kere daha dile getirmiş ve ‘TELEKOM’un satışında ‘telefonun’ satışını önleyin’ diye açık ve net çağrıda bulunmuştuk. Genelkurmay Başkanı Özkök paşanın “Telefonlarımız dinleniyor” açıklamasını gazetelerinin manşetlerine ‘Bomba habermiş’ gibi üç gün evvel haber yapan işte o sözde gazeteciler, aylar evvel dile getirip, ‘vahim sonuçlar oluşacak’ haberimizi dikkate almayıp, başlarını bacaklarının arasına sokup saklanmayı ve duyarsız kalmayı yeğlediler. Kendi bacakları arasında saklanan kapı kulu ve kaos mimarı gazetecileri olarak… Devamlı bunu yazıyoruz ve ısrarla dile getiriyoruz.. Bu ülkenin bu hale gelmesine neden olup siyasi ahlakın bozulması ve ülkedeki yozlaşma ile kokuşmuşluğun tek nedeni ve baş mimarı, ‘yazılı basındır’ ve bu sektörü bu hale getiren malum gazeteler içinde ki adı gazeteci(!) olan ‘saat ayarı gibi kurulup ayarı yapılmış’ kişiliklerdir diye. Ordu’nun telefonlarının dinlenmesinin anlamı nedir ve ne demektir bu..? Bundan daha vahim bir şey söz konusu olabilir mi?.. Neyin peşindedir bu dinleyenler? Dinleme ile neye ulaşmak istemektedirler?.. İşte bunların cevabını verebilenler, bizim aylar evvel yapmış olduğumuz TELEKOM satışı ile ilgili haberlerin ve BACA’da yazmış olduğumuz Sayın Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’na çağrı yazısının önemini şimdi daha iyi anlarlar zannediyoruz... Bir kere daha söylüyoruz! Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Silahlı Kuvvetler ve MİT nasıl ki özelleştirilemez ise, TELEKOMaynı konumda olan bir kuruluştur. Yani devletin kurumlarının ve halkın içinin kulağı... Buradan şimdi yazılı basına bir kere daha sesleniyoruz; İçinizdeki bazılarıyla ilgili bu köşe de geçenlerde yazdığımız “Bırakın ellerini hiç olduklarını göreceksiniz..” başlıklı yazımızda demek ki biz doğru olanı yazmışız. Bu şekilde korku, kıskançlık ve beceriksizlikle bu meslek içinde gazetecilik yaptığınız sürece, bu ülke ve topluma hiçbir şey veremeyeceğiniz gibi, bu ülke ve insanı için asıl gerçek potansiyel tehlike sizlersiniz. Çünkü ellerinizde ‘işlevi dışında’ nasıl kullanılacağını çok iyi bildiğiniz kalemleriniz var!..
Eğer bu mesleğe gönül vermiş, onunla yatıp onunla kalkabilen, bu ülke insanı için bu mesleği yapmak niyetinde olan, şerefli, haysiyetli ve gırtlak mücadelesi peşinde olmayan onurlu insanlarsanız, bu ülkenin içlerinde ki seslere ızdıraplara gerçekten kulak verirsiniz. Masaların altlarına saklanıp çıkamayan, bu akşam kime misafir olabiliriz de masrafı karşılatabiliriz düşüncesindeki ‘Sözde’ gazeteciler…
SİZİN YORUMLARINIZ
|