Bay-pas edilmiş Hürriyet..
Hani bir söz vardır, “ne oldum değil, ne olacağım” diye.. İşte bana göre, bugünkü Hürriyet’in kamuoyuna "ibret aleme küpe olsun" der gibi yansıyan yüzü bu.
Gelmiş geçmiş; bu ülkenin başbakanlarını, cumhurbaşkanlarını, bakanlarını, siyasi parti liderlerini ve milletvekillerini kendileri karşısında "el pençe divan durdurup" esas duruş vaziyeti aldıran bu Doğan Medya Grubundan başka, bu ülkede başka bir medya grubu var mıydı?
Yoktu!
Aydın Doğan’ın ve tüm aile bireylerinin sahip olmuş olduğu, bugün ise korkular içinde "..bu servetlerimiz her an için elimizden gidebilir" diye düşünmeye başlamış oldukları her halleriyle belli olan o servetler, Doğan Medya Grubunun; geçmişteki hükümetler üzerinden elde etmiş oldukları servetlerdir!!!
Yani: bir nevi irtikap..
Aydın Doğan ve grubunun, bu ülkede paranın oluk oluk aktığı veya akacağı hesaplarının yapılmış olduğu bir iş koluna girmemiş olduğu, herhangi bir sektör var mı?
İyi araştırın ve bakın..
Yok.
Öyle deli paralar kazandılar ki, bu ülkenin gelmiş geçmiş hükümetlerini öylesine akıl almaz bir şekilde kullanıp onları öylesine sağıp öyle parasal güçler elde ettiler ki, o güçlerle oluşan o para dağlarını daha da büyütmek için, girmedikleri tek bir iş dalı dahi kalmadı.
...
Tayip Erdoğan ve partisini ve de partisinin oluşturmuş olacağı hükümetlerini de aynı gördü, bu bay Aydın Doğan, ve de onun cebinin oltacısı olan o "kalemşor" gazetecileri.
Tutmadı..
Yemedi..
Tüm bildikleri o dalga dalavere ve dümeni; Tayip Erdoğan hükümetleri üzerine çuval olarak giydiremediler.
3 Kasım 2002 seçimlerinden Ak Partinin sandıktan birinci parti olarak çıkması sonrasında bu Doğan Medya grubu, kendilerine has olan o klasik “siyasi oryantalizm” anlayışıyla, Uğur Dündar ve Cüneyt Ülsever’i Tayip Erdoğan’a Aydın Doğan’ın temsilcileri olarak kutlamaya yollayıp, o kutlama ziyaretinde dönemin allı pullu televizyoncusu Uğur Dündar, seçim galibi Erdoğan’a: “efendim, sayın Aydın Doğan beyinde selam ve saygıları var, sizi kutluyorlar..” mesajını büyük bir "yakalıkla" iletmiş oldukları, bugün hala o gün gün gibi gözümün önünde.
Ben yazarım! Hem de; gerektiğinde 'zıkkım' olurcasına..
Ben eyvallah bilmedim..
04.05.2004 tarihinde "İnternet gazeteciliği ve yazılı basın gazeteciliği.."
13.04.2005 tarihinde "HABEREVİ’nin yükselişi, Alexa dümencilerince önleniyor…"
05.07.2005 tarihinde."İnternet medyası ve önlenemeyen büyümesi…"
11.05.2005 tarihinde "Alexa ile ilgili: ‘pabuç o kadar ucuz değil’ demiştik…"
diye o tarihlerde o gün söylemiş olduklarım, işte bugün bu yazmış olduklarımdır.
***
Bugün sene 2011..
Bir iki hafta sonrada, 2012
Ve;
Aydın Doğan havlu attı!
Onların mali yapılanmasına göre ufacık olan bize, tüm dalaverelerine rağmen attıramadıkları o havluyu...
...
Öyle bir havlu atıştı ki bu: “..alacaksın bu adamı ! Yoksa..” denildiğini zannettiğim 'en derinlerden' gelen emir bir sesle, beyefendi ilk önce Ertuğrul Özkök’ i görevden aldı.
Akabinde ki aylar içinde de, grubu içinde yer alan Milliyet ve Vatan gazetelerini satmak zorunda kaldı.
Tabi bundan evvel ki gelişmede ise sayın Aydın Doğan, yine o gaipten gelen yine o buyuru emir sesiyle, sahibi bulunduğu Doğan Medya grubunun başından çekildiğini ve yerini kızlarına devrettiğini açıkladı..
Bitti mi?
Hiç biter mi?
Son alarak da, şimdi kanal kanal dolaşıp, çeşitli dergi ve gazetelere röportajlar vererek bir ağlama moduna girmiş olan Uğur Dündar’ı, “..ben televizyonu sattım Uğurcum” diyerek, resmen kapı önüne koyar gibi bir kenara attı bıraktı.
Aman, vergi borcumdan dolayı oluşmuş olan o kazıklar bana batmasın, geçmiş hükümetler üzerinden onları sağaraktan elde etmiş olduğum bu servetim elimden gitmesin diye bir düşünce içine girerekten.
"Ben olmasamsaydım, sizler olurmuydunuz e be salaklar.." der gibi bir duruş şekliyle...
***
Şimdi zaman zaman, medyanın sayfalarından gülerekten izliyoruz.
Her hangi bir açılış veya büyük bir davet olduğunda, hükümetin başbakanı veya ilgili bakanları o açılış veya davetlere gitmiş oldukları taktirde, o günkü efradı umumiye yi oluşturan o grubun fotoğrafı içinde, geçmiş dönemin TÜSİAD Başkanı Arzu Doğan Yanardağ, eşi, ve bugün Hürriyet gazetesinin başına geçmiş olan Vuslat Sabancı’nın yüzlerindeki oluşturmak zorunda kaldıkları bol gülücüklü fotoğraflarıyla kameralar önünde, "biat" etmiş bir ailenin mensupları olarak fotoğrafta yer aldıklarını görüyoruz.
Bu kadar mı?
Elbette değil.
İşin bir de, Hürriyet gazetesinin Ankara tarafı var.
Oldum olası Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile birbirlerine kanlı bıçaklı hasımlar gibi tavır almış olan o Hürriyet'in bugünkü Ankara grubu, Hürriyet'in bugunkü Ankara temsilciliğinin başına getirilmiş olan Metehan Demir yönetiminde, “alttan al oğlum idare et, suya sabuna dokunma” gazeteciliğiyle bay mülayim gazeteciliği yapmış olduklarını görüyorum.
Hem de:
Gülerek ve de ibretle izleyerek, bir grup; böylesine basitleşerek menfaatleri için "böylesine mi yalakalaşabilir" diyerekten.
Geçenlerde gördüm..
Hürriyetin Ankara bölümünde çalışan Deniz Gürel isimli genç bir muhabir arkadaşımızın, yaşanmış olan o fevkalade üzüntü verici hızlı tren kazası sonrasında kellesini almak için inanılmaz bir ahlaksızlıkla yayıncılık yapan o Hürriyet gazetesinin bir mensubu olarak bugün, bizim o zamanlarda bu adam “adam gibi adam” diye ısrarla vurgulayarak birilerine yem etmemeye çalışmış olduğumuz TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman ile ilgili olarak “hızlı trenin patronu” başlıklı haberiyle övücü bir haber yapıldığını “vay yalakalar vay” diyerek kıs kıs gülerek izledim..
Bu Hürriyet'in bugünkü tavrından rahatsız mıyım?
Birazcık evet, biraz hayır.
Niye birazcık evet?
Eğer bugüne kadar, Ak Parti ve de Ak partinin Ankaralı belediye başkanları ve de Ak partinin bürokratları olan o kişiler mademki bu kadar övülecek bir halde haberleri yapılan kişilerdiyse, bu Hürriyet gazetesi, kamuoyuna bu insanları geçmişte niye “anti” ve de “yolsuzlukların” insanları olarak göstermeye çalıştılar?
Bugün bu Hürriyet’in Ankara bölümü içerisinde ‘esmerleşmiş’ profilinin "morlaşmış" bir düşünce anlayışıyla "yarınları" garantiye almaya yönelik bir yerlere sırtına dayayarak bir yerlere gelinebilinirliğin edinilmiş tecrübesiyle “al gülüm ver gülüm” habercilik dönemi mi başlatıldı yoksa?
...
Bugün kü görüntü bu.
Hem de: mideleri bulandırırcasına.
Yani;
Hürriyet gazetesi, açık ve net bir şekilde artık, bay-pas edilmiş durumda.
Zannederim bu da, "Allah’ın sopası" denilen şey olsa gerek.
Yaaa..
Merhaba Hürriyet!